سُورَةُ القمر

Sure Al-Qamar

Mekki55 ayetCüz 27
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ ۝١

Iqtarabatis-saa`atu wanshaqqal-qamar

Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ ۝٢

Wa'iy yaraw aayatay yu`ridoo wayaqooloo sihrum mustamirr

Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.

وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣

Wakadhdhaboo wattaba`oo ahwaa'ahum wakullu amrim mustaqirr

Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.

وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ ۝٤

Walaqad jaa'ahum minal-ambaa'i maa feehi muzdajar

Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.

حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ ۝٥

Hikmatum baalighatun famaa tughnin-nudhur

Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ ۝٦

Fatawalla `anhum, yawma yad`ud-daa`i ilaa shay'in nukur

Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.

خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ ۝٧

Khushsha`an absaaruhum yakhrujoona minal-ajdaathi ka'annahum jaraadum muntashir

Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde

مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ۝٨

Muhti`eena ilad-daa`, yaqoolul-kaafiroona haadhaa yawmun `asir

ve dâvetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ ۝٩

Kadhdhabat qablahum qawmu noohin fakadhdhaboo `abdanaa waqaaloo majnoonuw wazdujir

Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ ۝١٠

Fada`aa rabbahoo annee maghloobun fantasir

Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.

فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ ۝١١

Fafatahnaa abwaabas-samaa'i bimaa'im munhamir

Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.

وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ ۝١٢

Wafajjarnal-arda `uyoonan fal-taqal-maa'u `alaa amrin qad qudir

Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.

وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ ۝١٣

Wahamalnaahu `alaa dhaati alwaahiw wadusur

Nuh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.

تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ ۝١٤

Tajree bi'a`yuninaa, jazaa'al liman kaana kufir

İnkâr edilmiş olana (Nuh'a) bir mükâfat olmak üzere gemi, gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٥

Walaqat taraknaahaa aayatan fahal mim muddakir

Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٦

Fakayfa kaana `adhaabee wanudhur

Benim azabım ve uyarılarım nasılmış!

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝١٧

Walaqad yassarnal-qur'aana lidh-dhikri fahal mim muddakir

Andolsun biz Kur'an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?

كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝١٨

Kadhdhabat `aadun fakayfa kaana `adhaabee wanudhur

Âd kavmi (Peygamberleri Hûd'u) yalanladı da azabım ve tehdidim nasılmış (gördüler).

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ ۝١٩

Innaa arsalnaa `alayhim reehan sarsaran fee yawmi nahsim mustamirr

Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgâr gönderdik.

تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ ۝٢٠

Tanzi`un-naasa ka'annahum a`jaazu nakhlim munqa`ir

O rüzgâr, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu.

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٢١

Fakayfa kaana `adhaabee wanudhur

Nasılmış benim azabım ve uyarılarım!

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٢٢

Walaqad yassarnal-qur'aana lidh-dhikri fahal mim muddakir

Andolsun biz Kur'an’ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ ۝٢٣

Kadhdhabat thamoodu bin-nudhur

Semûd kavmi de uyarıcıları yalanladı.

فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٢٤

Faqaaloo abasharam minnaa waahidan nattabi`uhoo innaa idhal lafee dalaaliw wasu`ur

«Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz» dediler.

أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ ۝٢٥

A'ulqiyadh-dhikru `alayhi mim bayninaa bal huwa kadhdhaabun ashir

«Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır o, çok yalancı biridir» (dediler).

سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ ۝٢٦

Saya`lamoona ghadam manil-kadhdhaabul-ashir

Yarın onlar, çok yalancının ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.

إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ ۝٢٧

Innaa mursilun-naaqati fitnatal lahum fartaqibhum wastabir

Gerçekten onları imtihan etmek için dişi deveyi gönderen biziz. Sen onları gözetle ve sabret.

وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ ۝٢٨

Wanabbi'hum annal-maa'a qismatum baynahum, kullu shirbim muhtadar

Onlara, suyun aralarında paylaştırdığını haber ver. Her biri kendi içme sırasında gelsin.

فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ۝٢٩

Fanaadaw saahibahum fata`aataa fa`aqar

Arkadaşlarını çağırdılar, o da (bundan cür'et alarak) kılıcını kaptı ve deveyi kesti.

فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٠

Fakayfa kaana `adhaabee wanudhur

(Bu azgınlara) azabım ve uyarılarım nasıl oldu!

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ ۝٣١

Innaa arsalnaa `alayhim sayhataw waahidatan fakaanoo kahasheemil-muhtazir

Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٣٢

Walaqad yassarnal-qur'aana lidh-dhikri fahal mim muddakir

Andolsun biz Kur'an'ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٣

Kadhdhabat qawmu lootim bin-nudhur

Lût'un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı.

إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍ ۝٣٤

Innaa arsalnaa `alayhim haasiban illaa aala loot, najjaynaahum bisahar

Biz de üstlerine taş (yağdıran bir fırtına) gönderdik. Sadece Lût ailesini seher vaktinde kurtardık.

نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ ۝٣٥

Ni`matam min `indinaa, kadhaalika najzee man shakar

Katımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni işte böyle mükâfatlandırırız.

وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ ۝٣٦

Walaqad andharahum batshatanaa fatamaaraw bin-nudhur

Andolsun ki, Lût onları bizim şiddetli azabımızla uyardı. Fakat onlar bu tehditleri kuşkuyla karşıladılar.

وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٧

Walaqad raawadoohu `an dayfihee fatamasnaa a`yunahum fadhooqoo `adhaabee wanudhur

Onlar Lût'un misafirlerine karşı kötülük yapmayı planlamışlardı. Hemen biz onların gözlerini silme kör ettik. «Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!» (dedik).

وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ ۝٣٨

Walaqad sabbahahum bukratan `adhaabum mustaqirr

Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.

فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ۝٣٩

Fadhooqoo `adhaabee wanudhur

İşte azabımı ve uyarılarımı tadın! (denildi).

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٤٠

Walaqad yassarnal-qur'aana lidh-dhikri fahal mim muddakir

Andolsun biz Kur'an'ı, öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde düşünüp ibret alan yok mu?

وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ ۝٤١

Walaqad jaa'a aala fir`awnan-nudhur

Şüphesiz Firavun'un kavmine de uyarıcılar gelmişti.

كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ ۝٤٢

Kadhdhaboo bi'aayaatinaa kullihaa fa'akhadhnaahum akhdha `azeezim muqtadir

Lâkin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve kudretimize lâyık bir şekilde yakaladık.

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٤٣

Akuffaarukum khayrum min ulaa'ikum am lakum baraa'atun fiz-zubur

Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir berât mı var?

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ ۝٤٤

Am yaqooloona nahnu jamee`um muntasir

Yoksa «Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz» mu diyorlar?

سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ۝٤٥

Sayuhzamul-jam`u wayuwalloonad-dubur

O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.

بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ ۝٤٦

Balis-saa`atu maw`iduhum was-saa`atu adhaa wa'amarr

Bilakis kıyamet onlara vâdedilen asıl saattir ve o saat daha belâlı ve daha acıdır.

إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ ۝٤٧

Innal-mujrimeena fee dalaaliw wasu`ur

Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ ۝٤٨

Yawma yushaboona fin-naari `alaa wujoohihim, dhooqoo massa saqar

O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde «cehennemin elemini tadın!» denir.

إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍ ۝٤٩

Innaa kulla shay'in khalaqnaahu biqadar

Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ ۝٥٠

Wamaa amrunaa illaa waahidatun kalamhim bil-basar

Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir.

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ۝٥١

Walaqad ahlaknaa ashyaa`akum fahal mim muddakir

Andolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helâk etlik. Düşünüp ibret alan yok mu?

وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ ۝٥٢

Wakullu shay'in fa`aloohu fiz-zubur

Yaptıkları her şey kitaplarda (amel defterlerinde) mevcuttur.

وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ ۝٥٣

Wakullu sagheeriw wakabeerim mustatar

Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَهَرٍ ۝٥٤

Innal-muttaqeena fee jannaatiw wanahar

Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarında,

فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ ۝٥٥

Fee maq`adi sidqin `inda maleekim muqtadir

güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler.

Dr. Ali Ozek and others · English

Downloads

Free, no sign-up. Save for offline use or share with family.

All formats →
Quran PDF & MP3 downloadsAll 114 surahs in PDF and MP3 by famous reciters